|
HAYVAN HAKLARI
Kendi yaşam dengesinin
bozulduğunu gören insanoğlu tüm canlıların yaşamlarını güvence
altına alma yolunda önemli adımlar atmaya başlamıştır.
UNESCO Merkezinde
yayınlanan “Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi”
kabul edilmiştir. Avrupa Birliği Ülkeleri , söz
konusu beyannamenin 14. Maddesi gereği hayvanların korunması
için ,hayvan hakları koruma kuruluşları devlet katında temsil
edilmelidir,hayvan hakları da insan hakları gibi yasayla
korunmalıdır diyerek kanunlar çıkartmışlardır.Ülkemiz de Ev Hayvanlarının
korunmasına dair Avrupa Sözleşmesi’ ni onaylamıştır.
İnancımızda hayvana işkence
yasaklanmıştır..Peygamberimiz “ Bir kişi bir
neden olmadan bir serçeyi veya daha küçüğünü bile öldürürse ,Allah
katında hesap verecektir” der İslama gore hayır sadece insanlar için değil tüm canlıları
kapsar.Kuranda pek çok ayette hayvanların korunması,hayvan sevgisi
geçmektedir. hayvanlar da kendi yaradılışlarına
göre Yüce Allahı tesbih
ederler, hiçbir canlı boşuna yaratılmamış, her birinin yaradılış hikmeti
vardır. En önemlisi tüm canlılar Yüce Allahın varlığının ve
kudretinin delilleridir..Atalarımız kuşlar için
otlaklar açmış, sanat eseri kuş yuvaları yapmış, once
atını dinlendirip,doyurmuş ,kışın aç kalmasınlar diye sokak
hayvanlarına yemlikler yapmış ,yazın suluklar koymuştur
Tolstoy, “ Hayvan
öldürmeden insan öldürmeye sadece bir adım vardır; dolayısıyla
hayvana işkence etmekle insana işkence etmek arası da bir adımdır
“ der hayvan sevmeyen, acımayan insanı da sevmez, acımaz.Kendinden güçsüzün hakkına saygı göstermeyen
İnsan hakkına da saygı göstermez.
SAHİPSİZ HAYVANLAR SORUNU
Küçük yaştaki çocukların
ağaca tırmanan kediciği çomakla dürtükleyip köpeğin önüne düşürüp köpeğe
boğdurmaları, akvaryumdaki piranhalara,
kedi yavrusunu anne-babasının bilgisi dahilinde
atıp seyretmesi, köpeğin üzerine gaz dökerek yakması, başına pet şişesi
geçirerek kaderine terketmesi geleceği
taşıyacak nesiller adına düşündürücü ve ürkütücüdür.
Çocuklar yok ederek çözüm
arandığını görmekteler.Bu gün ne yazık ki
başımızı nereye çevirsek hasta, kötü durumda, işkence ,eziyet gören bir
hayvanla karşılaşıyoruz. Sahipsiz hayvanlar özellikle köpekler, bu
sadık, sevgi dolu dostları yüzyıllar öncesi bizleri korusunlar diye
doğalarından kopardığımız, insana bağımlı kıldığımız bu vefalı hayvanları
hızlı kentleşme ile sokaklara terketmişiz,
çocuklarımıza oyuncak yapmışız. Dünyanın sahipliğine bürünüp
onları göz ardı etmişiz ortaya hayvanlar için trajik sonuçları
çıkarmışız. Sevgiyi,güveni sorun haline
getirip kendi yarattığımız bu sorunu onların yaşamlarını yok ederek
çözmeye çalışmışız.
Sahipsiz köpekler yıllardır
tüfekle vurulmaktan zehirlemeye , ıssız
dağa,bayıra,adada açlığa terkedilmeye kadar
çeşitli yollarla yok edilmeye çalışılmıştır.
Yıllarca mecliste bekledikten
sonra5199 Sayılı Hayvanları Koruma Yasası 24.06.2004 (16)
tarihinde kabul edilmiştir.1998 yılından itibaren kanun
çıkıncaya kadar genelgeler ile Hayvanlara yapılan
acımasız uygulamaları bir nebze de olsa önlemek için İçişleri Bakanlığı ,Çevre ve Orman Bakanlığı ; hayvanların
zehirlenme, toplu itlaf gibi insanlık dışı yöntemlerin kesinlikle
uygulanmamasını genelgelerle (17)mülki ve mahalli idarelere
göndermişlerdir.
Bu genelgeler
dosya içlerinde bir köşecikte kalmış,yerel
yönetimler belirli aralarla, ısırma, kuduz gibi korku
haberlerini once basına verip ardından
toplu itlaflarına devam etmişlerdir. Ama her sene bir önceki seneden daha
fazla Hayvan sokaklarda dolaşmaya devam etmiştir.Gerek
Çevre ve Orman Bakanlığı'nın gerekse İç işleri Bakanlığı’nın 01.05.1998
tarih, 1998/6 sayılı, (18)
23.12.1999 tarih, 1999/34
sayılı(19)
, 11.09.2003
tarih,20-2216 sayılı (20), 10.05.2004
tarih, 83-2717 sayılı (21), 26.02.2003 tarihli 12/410
(22) ,sayılı genelgeleri ile itlaf yasaklanmış, sokak hayvanları için
kurulacak barınak kriterleri Çevre ve Orman Bakanlığının
genelgeleriyle mülki ve mahalli idarelere gönderilmiştir.
Yerel yönetimler sabaha
karşı operasyonlarıyla zehirli iğnelerle itlafı sürdürmüşler,
gündüz uyuşturarak topladıkları sokak köpeklerini barınaklara götürüyoruz , orada bakıyoruz diyerek ya
ıssız yerlerde açlığa ve susuzluğa terk etmiş itlafın başka türlüsünü
yapmışlar ya da ölüm kampları, gözden ırak itlaf yerleri haline
gelmiş barınaklarda daha uzun süreli ölüme terketmişlerdir. Barınak kriterlerinin
hiç bir maddesine uymayan bu ölüm yerlerine sahip yerel yönetimler
sadece kapısına asılan barınak levhasıyla kurallara uyuyor
görünmüşlerdir.
Elektriği,suyu , görevlisi olmayan
yerlere yavrular, yetişkinler “ tıkıştırılmış”,
açlıktan yavrular parçalanmış, deney için, dövüş
için , tecavüz için hayvanlar alınmış, sebep olanlar, gözardı edenler İNSANLIK SUÇU işlemiştir.
Ne yazık ki bu suç bir kaç
yerleşim merkezinin dışında hala işlenmektedir.
YOK ETME NEDEN ÇÖZÜMSÜZ ?
Dünya Sağlık Örgütünün yapmış
olduğu araştırma sonucuna gore uzun vadede tek
çözüm nüfus artışının denetim altına alınması olmuştur.Köpeklerin
imha edilmesi genellikle daha yüksek maliyetli işlem olduğundan ve
kuduzu önlemede olumlu etkisi olmadığından tavsiye edilmemektedir.Yok
edilirken her türlü aşısı yapılmış sahipli köpekler de yok edilerek
aşısız köpeklere farkında olmadan yer açılmaktadır.
Kısırlaştırma, üremeyi
durdurma ve sakinleştirmenin yanı sıra kararlı ve sağlıklı bir nüfus sağlar.Yapılan hesaplamalar sonucunda kısırlaştırılmamış
bir çift köpekten 6 yıl sonunda toplam 67.000 yavru doğmaktadır( 23)
.Kedilerde bu sayı 7 yıl sonunda 410 bin adettir. Kısırlaştırma ile
daha doğmadan yavruların eziyet çekmeleri önlenmiş olacaktır.
Devamı
COPYRIGHT © 2005. Her hakkı saklıdır.
|